| 29 Mayıs 2008
Ve yine Ulucami önüdür.Ammo Cemil’in yirmi beş kuruşumuzu taştan merdivenli dükkanından ta yirmi beş metre uzaktaki elektrik trafosunun önüne fırlatması.Yüzümüz kızarır ve o anda ne yapacağımızı şaşırırdık.Mahçup olurduk ta aşağıdan yirmi beş kuruşumuzla belkide sakız almak için bu kadar basamak çıkarttığımıza.Oda buna kızardı zaten,bir sakız için bunca basamak çıktığına.Haklıydı garibim Ammo Cemil.Biz de haklıydık belki.
O zaman para şimdiki gibi bol değildi ki.Babalarımızdan ağlaya sızlaya çok nadir olmakla beraber ancak bu kadar para sökebilirdik.Babalarda haklıydı. Yoksulluk vardı, sefillik vardı, yorgunluk vardı, çok emek vardı,ama tevekkül vardı,gönül zenginliği vardı, huzur vardı şimdilerde az bulunandan.
Rahmetli H.İsmail Fırhan’dan bahsetmeden geçemeyeceğim.O’nu daha kaybedeli çok olmadı.Köyün belki de en popüler esnafı oydu.Yaşlısından en küçüğüne kadar köylüler, her türlü ihtiyaçlarını ondan temin ederdi. Onun dükkanında yok yoktu. İğneden ipliğe kadar; çivisi, çarığı, gaz lambasının gazı, tüpü, kalemi, defteri, ne ararsan her şey onda mevcuttu. Onun kabak çekirdeği benzin kokardı. Onun dükkanı öyle dolu ve öyle düzensizdi ki onu eşyaların arasında seçmek bazen olanaksız olurdu. İsrafı sevmez, borç defterini sigara kartonlarından oluştururdu.Tamir işlerinde köylünün imdadına koşar,araç yapma konusunda yaratıcı fikirleri vardı.Caminin takunyalarını da o yapar hem tamir ederdi.Hayatının son demleri bizce sıkıntılı geçti.Allah mekanını cennet eylesin.
Ulu cami önü köyümüzün başta sosyal ve kültürel etkinliklerin oluşturulduğu bir mekan olmakla beraber siyasal propoganda ve duyuruların yapıldığı yer,ve de ekonomik anlamda tek alışveriş merkeziydi o yıllar.Orada geçici manavlar kurulur ve oraya manavların hiç hoşlanmadıkları ucuz mal satan meyve,sebze kamyonları gelirdi ki bazen bu yüzden alışveriş izdihamı yaşanırdı. Köyün kayıp zayi duyuruları da burada olurdu.Çok değerli büyüğümüz Şeyho Said (çelebi) köyün bir numaralı münadisiydi.O keskin ve ince sesiyle hé Alla yırham ımmu vebu lı ara ıhmara sevde tikul ene heeey (siyah bir eşek kaybolmuştur görüp nerde olduğunu söyleyene Allah ebeveynine rahmet etsin.’’diyerek orayı inletirdi.Tabi zamanla bu,caminin höparloruyla yapılmaya başlanmıştı ki teknolojinin sağladığı bu değişimle o güzellikleri yitirmeye başlamıştık.Söz,sesten sedadan açılmışken rahmetli Hemmed Heccé (Batı)’ yı da hatırlayalım.Köyün en şen,en tatlı kişiliklerinden biriydi.Hayat dolu biriydi o.Ezan okumayı sever,ezan vakti gelince bunu kimseye kaptırmazdı. Camiye gelemediği vakitler ezanı evinin manzarasında(damda) icra ederdi.Bilhassa Ramazanlarda hem coşar hem de coştururdu.Bir ramazan bayramı namazı cami çıkışında ağzına şekerini atıp “ıftıru kılu ele kahir ışşaytan (şeytanın inadına kahrolması adına orucunuzu açın, yeyin)“diyerek coşkusunu dile getirişi hala kulaklarımda.Yılan ve akrep yakalama ve besleme konusunda ustaydı.Eline aldığı akrep ve yılanlar ona zarar vermezdi. Akrep ve yılanların zarar vermemesi için onlara dua okuduğunu söylerdi.İyi hatırlıyorum çekim için gelen televizyon ekibine yılan ve akreplerle iyi şov yapmıştı.Rahmetli Hıso Asmaré (Açan)’ın sabah ezanı da hala kulaklarımda çınlıyor,hala...O,herkesten önce uyanır ulu caminin yanındaki elektrik direğine eşeğini bağlardı.Ezanı okuyup sabah namazını kılardı ve sonra da eşeğine binip dağa giderdi. Bizim kulağımızda da geceyi bölen o hazin sesin terennümü kalırdı.Tatlı uykumuzu o tatlı sesiyle bölerdi.İşte böyle değerli dostlar.Köy bu simalarla güzeldi.Bu simalarla şenlenirdi her şey.Dağ, taş, toprak, çiçek ve neticede bizler.Şöyle bir bakın da kim var şimdi onlardan ve ne kaldı,onlardan arta kalan,hafızalardaki hatıralar ve onlar için yazılan birkaç satırdan başka.Lütfen geçmişimizin farkında olalım.
İsmail Serhan

| < Önceki | Sonraki > |
|---|










