| 14 Haziran 2009
Derin çizgilerle çizilmiş, kasvetli yüzünü ilk yasağı çiğnediğimiz gün gördük. Buhranımız o gün başladı, sürgünlüğümüz ilk atamızdan kalma bir armağandı. İlk hasretimiz, ilk utanmamız. Seni ilk görüşümüzde tanıdık ve artık içimizde bir yerde hep var olacağını anladık. Seni, çünkü ilk defa bir yerlerimize ağrılar saplanmıştı. Yangınlar çıkardın, saçlarımız tutuştu.
Ademoğulları arasında dökülen ilk kanın ardından soğumuş küllerini tekrar yaktın, beden terk edildi, insandan çürük et ve kemikler artakaldı. Kıskançlığımızın bizi nerelere sürüklediğini, bazen ne kadar vahşi olabildiğimizi anladık aramıza yerleştiğin o hırçın vakitlerde.
Nuh diyen peygamber demeyen bir oğul'a sahip olduğunda Nuh, ne kadar çabalasak bazı şeylerin elimizde olmadığını ve evlat acısının nemenem bir şey olduğunu öğrendi. Herkes senle karşılaştığında kavradı acziyetini, zaaflarını…
Bazen bir peygamber annesinin kurban edilmeye götürülen oğlunu son kez koklamasıyla, bazen babasına kanlı gömleği giden bir küçük peygamberin kuyudaki ürpertisiyle döndün aramıza.
Hani İbrahim Hacer'i İsmail'i çölde bırakıp geri gelmişti. Hani Musa Tur a çıktıydı da kavmine geri geldiğinde onları buzağıya taparken bulmuştu. Hani İsa son akşam yemeğini yemişti de havarileriyle, bir daha kimse onu görememişti dünya gözüyle; Var ile yok arasındaydık artık, umutlarımızı ertelemenin süregen hüznüyle dolup taşıyorduk yine.
Son peygambere babasızlıkla geldin ilkin, annesini yitirirken de oradaydın. Hüzün yılının bir başka ismide ayrılık yılıdır aslında, çok korunaksız kalan bir peygamberin gözlerinden yaşlar olup aktın. Uhutta peygamberin amcası bir mızrağın ucunda uzun bir yolculuğa çıkarken bize bir çizik daha attın. Sonra ashab bir peygambersiz kıldığı ilk namazda sen caminin eşiğinde oturmuş en gerçek, en katı halinle görünmüştün gözümüze. Ali, Fatıma Hasan, Hüseyin seni aramızda en iyi tanıyanlardı. Sen onların neler yaşadığını hepimizden iyi bilirsin çünkü en yakınlarında hep sen vardın. Hatırlasana Kerbela da Hüseyin en alımlı ölümü kuşandığında Zeynep in yanı başında olan sendin.
Kervan Leylayı alıp götürdü, kervan bütün güzellikleri alıp götürdü. Arkasından bakakalmak düştü bize, bizim payımıza sen düştün.
Son imparatorluk tarih sahnesinden bütün ihtişamıyla silindiğinden beri baktığımız haritalarda gördüğümüz hep sensin, sen bizim halifesizliğimizsin. Son yüzyıl hep kağıt üstünde yaşadık, kırmızı çizgilerimiz kalın. Dağılmaz, bitmez dediğimiz ne varsa dağılıyor bitiyor, flashbacklerle yaşıyoruz geçmiş ve gelecek arasında ve sen sokaklarımızı dehşetengiz adımlarınla bir aşağı bir yukarı adımlıyorsun. Ne oyun oynayan çocuklar nede koşturan insanlar kaldı o sokaklarda ve saatler ölümcül vakitlere ayarlı…
Sen adını türkülere, ağıtlara kitaplara yazdırırken yaşan(a)mayan hayatlar vardı yanıbaşımızda.
Şimdi eski bir fotoğrafta yaşayan kızın sitemkâr bakışısın, ne yana dönsek uyutmayan, üstümüzden eksilmeyensin ey ayrılık.
Ey ayrılık sen içimizde bir yerdesin.
Ey ayrılık aramızda seni tanımayan kalmadı.
Ey ayrılık sen içimizde dağılan kutsal kelimelerden kalan bir sızısın.

| < Önceki | Sonraki > |
|---|










