| 05 Mart 2010

Taş kimileri için sıradan bir nesnedir. Çünkü ona cansız varlıklar kategorisinde bir yer biçilmiştir. Varlık hiyerarşisinin en alt tabakasında yer alan bir nesne gözüyle bakıldığı için onun en fazla ağırlığından, kütlesinden bahsedilebilir. Bir fizikçinin diliyle konuşursanız taşın başka bir hikayesi yoktur ve olamaz.
Üstelik taş oldukça sert bir nesne olarak bilindiğinden sertliğiyle, kabalığıyla tanınan bir adamı nitelemek için kullanırız. Taş kalpli adam ifadesi hem adamın sertliğini, kabalığını hem de insani değerleri yitirdiğini anlatır.
Ama taşla ilgili anlatacaklarımız, yazacaklarımız sadece bununla sınırlı olmamalı. Daha doğrusu taşın da bir veya birden çok sahici hayat hikayesi vardır ve olmalıdır.
Taş bize kendisini sertliğiyle ve herhangi bir şeklinin olmamasıyla ele verir. Taşı anlatmaya kalktığımız zaman ilk önce bu bariz özelliklerinden bahsederiz. Ama bir sanatkar için taşın sert olması, belli bir şeklinin olmaması olumsuz bir durum değildir. Taşın zarif ellerde estetik bir şekil alması, belli kalıplarda yeniden sunulması için gerekli bir durumdur. Bir taş ustası daha ilk bakışta hangi taşın belli bir şekle, forma girebileceğini taşın renginden, yumuşaklığından hemen anlar. Onun için her taşın sertliği aynı değildir. Her taşın kendine has bir sertliği vardır. Kimi çok serttir kiminin de sertliği kendi içinde bir yumuşaklığı içerir. Denilebilir ki taşın hikayesi tam da burada farklılık arz etmektedir. Yani taşın yumuşak ya da sert olması onu başkalaştırmakta ve hikayesini değişik bir düzleme çekmektedir. Yerine göre taşların bir araya gelerek sanatsal bir abide oluşturması taşın hikayesi olarak açıklanabilir. Ama taşın hikayesi bununla da sınırlı değildir kuşkusuz. Bir başka coğrafyada ise başka bir hikayesi vardır taşın.
Taşın sert olması yerine göre bir avantajdır. Sahip oldukları tüm imkanları ellerinden alınmaya çalışılan birileri için öfkenin dışa vurumu ya da kendini ifade ediş biçimidir. Özgürlüğe atılan birer adımdır belki de. Bu öylesine bir adım ki karşıdaki güçlere korku salan bir direnişe dönüşür. Karşı tarafa korku salması için de taşın sert olması gerekiyor.
Taşı gelişigüzel fırlatmak ya da belli bir hedefi tutturmaksızın herkes fırlatabilir. Hatta birbirimize gücümüzü ispat etmek için taşı en uzak noktaya atmaya çalışırız. Attığımız her taşın biraz daha uzağa gitmesi için var gücümüzü kullanırız her defasında. Karşınızda iradenizi yok sayarak sizi avucunun içine almaya çalışan bir güç olmadığı için de atılan her bir taş oyundan öteye geçmiyor. Ve her bir oyun gibi bu oyun da sizi bir süreliğine hayattan koparıyor. Yerine göre taş bir eğlence aracı olabilir ama taşın hikayesi bu değildir. Taşın anlatmak istediği daha başka bir şey olmalıdır.
Taşın hikayesi biraz yoksulluk, yoksunlukla ilgilidir. Hayat elinizi, kolunuzu bağlayacak kadar sizi tutsak edebilir. Hatta sımsıkı yapıştığınız değerlerinizi elinizden almak için sahip olduğu bütün imkanlarını seferber ederek yaşadığınız coğrafyayı açık hava cezaevine dönüştürebilir. Ama tüm bu yoksulluklar, yoksunluklar içinde eller taşa uzanıyorsa orada bir karşı koymadan bahsedilebilir. Oradaki karşı koyma taşın hikayesinden başka bir şey değildir. Öyle ki tel örgülerin ardında olsanız bile eliniz taşa uzanır ve onu tüm gücünüzü kullanarak karşıya fırlatırsınız. İsabet etmeniz ya da etmemeniz pek o kadar önemli değildir. Ama attığınız her taş sizin orada olduğunuzu ve teknoloji canavarına teslim olmadığınızı haykırır. Bu oyun esnasında uzağa fırlatılan taşa hiç benzemiyor.
Taşın hikayesi modern hayatın tutsaklaştıran, kişiliksizleştiren, silikleştiren boyutuna bir reddiyedir yerine göre. Özgürlüğe, özgünlüğe giden yolun kilometre taşlarının ilkidir. Çünkü atılan her taşın böylesi sembolik bir değeri vardır. Taşın hayat hikayesinin coğrafyadan coğrafyaya değişiklik arz etmesi karşımıza birden çok hayat hikayesi çıkarmaktadır taşa dair. Bir yerde estetiğin, sanatın konusu olurken bir başka yerde direnişin sembolü olmaktadır. Taşın sıradan bir nesne olmadığının en güzel göstergesi kendisine dair anlatacağı pek çok hayat hikayesini barındırıyor olmasıdır. Sadece insanların hayat hikayesinden bahsedilemez nesnelerin de hikâye/hikâyeleri vardır. Çünkü onların da bir dili ve ruhu vardır. Ve nesneler kendi hikayelerini kendileri anlatırlar.
Sami DEMİR

| < Önceki | Sonraki > |
|---|










