JA slide show

‘’Yazıklar olsun kendi cahilliğini çocuğuna öğreten babaya!‘’ demişti çok değerli bir zat. Tam hatırlamıyorum o zamanlar bu sözü ne için kullanmıştı. Ama şimdi aşağı yukarı bu sözün anlamını kestirebiliyorum. Çocuğuna ahlaksızlığı aşılayan ya da onu sefahate alıştıran gibi çeşitli baba tiplemeleri aklımıza gelir. Ama geçen gün kısmen farklı bir şey aklıma geldi. Bilirsiniz ki İslam cehaleti farklı yorumlamıştır. Kuran-ı Kerim’de cahil sözcüğü, okuma- yazma bilmeyen değil dini bilgisi zayıf, inançsız insanlar için kullanılmıştır. İslam, fenni ilimlerin yanında dini ilimleri şart kılmıştır. «Bilgi öğrenmek her Müslüman’a farzdır.» hadisini duymuşsunuzdur. Arapça bilmeyen bir insan ilmin kaynağı olan Kuran’dan anlayarak okuma yönü ile direkt feyiz alma olanağından yoksundur. Ne mutlu bize ki hem halkı Müslüman bir vatanda dünyaya gelmişiz hem de Allah’ın kitabını direk, tercümesiz anlayacak bir dilin konuşulduğu yörede doğmuşuz. Tam Arapça olmasa dahi bu dili (Mhalmice) bilen basit bir insan Kuran-ı Kerim’i mealsiz kelime anlamı olarak en azından yarı yarıya anlayabilir. Kendini azıcık geliştirmesi bu rakamı yüzde seksenlere kadar çıkarabilir. Dil öğrenmek için yıllarca kurslara gidenleri, yabancı ülkelere seyahat edenleri, sırf dil öğrenmek için oralarda hizmetçi, bakıcı olarak çalışanları bilirsiniz. Buna rağmen çok azı başarılı olur. İmam Şafii’yi büyük kılan neydi? Sırf fasih Arapçayı öğrenmek için bedevilerin aralarında, çölde uzun bir süre kalması bence çarpıcı bir örnektir. Bence bütün diller kutsaldır. Ama inancımıza bakan yönüyle Arapça daha bir kutsaldır. Bu yönüyle dilimiz Mhalmice çok önemli bir dildir. Zaten

Arapça dünyada en çok konuşulan ilk dört dil arasında yer almaktadır. İşin doğallığında çocuklarımız Arapçayı öğrenecekken ebeveyni o dili öğretmiyorsa bence bu bir hak gaspıdır, evlatlarına yapılabilecek büyük bir kötülüktür. Dahası bu sözlük anlamı itibariyle cahilliktir. Biz Mhalmileri biz yapan kültürümüzdür. Kültürümüzü kendi evlatlarımıza ancak kendi dilimizle aktarabiliriz. Çünkü atalarımızın kültürünü dilimize yerleşmiş olan sözcük ve değimlerle öğreniriz. Şayet bu dilimizi çocuklarımıza öğretmezsek kültürümüz de olmayacağı için Mhalmiler diye bir topluluk yok olacaktır. O zaman asimile olmuş bir topluluk olarak mazide yerimizi alacağız. Maalesef son yirmi-otuz yıl içinde Mhalmice yok olmaya yüz tutmuştur. Hâlihazırda zaten Türkçe kelimeleri Mhalmice şekle sokarak dilimize sokuyor ve asıl Mhalmice kelimeleri kullanım dışı bırakıyoruz. Mesela ‘terlike, çarşi’ kelimeleri yerine dilimizde olan ‘şıhhata, sok‘ kelimelerini kullanmalıyız. Eğer bir eksikliğimiz varsa internette Mhalmice sözlük çalışmaları ve değimlerin derlemesinin bulunduğu siteler mevcuttur. Bu sitelerden faydalanabiliriz. Konuşurken daha dikkatli olursak kısmen bozulmanın önüne geçebiliriz. Aksi takdirde en fazla elli yıl sonra Mhalmiler diye bir topluluk kalmayacaktır. Anne ve babalar belki Türkçeye olan özentilerinden dolayı ev ortamında Arapça yerine Türkçe konuşmaktadır. Yeni nesil ya Arapça bilmiyor olarak ya da sadece anlayıp konuşamayan bir nesil olarak yetişmektedir. Hâlbuki bize lazım olan bu dili kendinden sonraki nesillere de aktarabilen nesillerdir. Türkçeyi zaten doğal olarak okuldan, televizyondan, sokaktan vb. öğreneceklerdir. Ondan kimsenin şüphesi olmasın. Bu dili ve dolayısıyla aslımızı korumak için tek bir çare vardır. O da çocuklarımızla Arapça konuşmak. O zaman onların ana dili de Arapça olacaktır. İnsan en çok bildiği ana dilinde konuşmak ister. Hatta hangi dili daha çok biliyorsak rüyalarımızda o dille konuşuruz. Keşke rüyalarımızı hep kendi dilimizle görsek! Üniversitede okurken Arapça bildiğim için arkadaşlarım arasında övünürdüm. Ne de olsa iki insandım. Arkadaşlarım da Kuran-ı Kerim’i kelime anlamı ile anlamamdan dolayı bana gıbta ederlerdi. Yazık ki şimdiki nesiller artık bu şekilde övünemeyeceklerdir. Yarım yamalak bir dille kim övünür ki! İstanbul’da sırf Arapça bildiği için güzel işler kurmuş ve zengin olmuş tanıdıklarım vardır. Onların en büyük sermayesi dilleriydi. Bakınız dil maddi anlamda insana ne kadar fayda sağlıyor.

Sonuç itibariyle yukarıda saydığımız ve yer darlığından dolayı sayamadığımız daha nice sebepten dolayı evde, kendi aramızda Arapça konuşmaya ağırlık vermeli, çocuklarımızla mutlaka bu dili konuşmalı, konuşurken araya yabancı sözcük sokmamalıyız. Bu konuda yakın çevremizi de uyarmalıyız. Çünkü çocuklarımızın faydası bu yöndedir. Bu dili çocuklarına öğretmeyen ailelerin çocuklarının zararlarına sebep oldukları aşikârdır. İşte kendi cahilliğimizi bu şekilde çocuklarımıza miras bırakıyoruz. Yazık, gerçekten yazık… Dilimizle ve kültürümüzle Türkiye’nin bir zenginliği olduğumuzu belirtmeliyim. Mhalmilerin yok olması ülkemiz için de büyük kayıp olacaktır.

 

Yahya OĞUZ

Yorumlar (0)Add Comment
Yorum yaz
 
  daha küçük | daha büyük
 

busy