JA slide show

Hatırlar mısın sabahı, gün ışığı öncesi karanlığı, tatlı serinliği, atların, eşeklerin anırmaları ve ayak takırtı seslerini. Eşeğin üstünde gözlerindeki uykuyla bir o yana bir bu yana sallandığın zamanı. Küçük bir dereyi andıran yolun taşlarına basa basa ulaşırdık varacağımız yere. Sessizliği bozan, ağaçların hafif meltem esintisindeki o tatlı ses, o latif dans ruhumuzu mavi diyarlara götürür oracıkta da kuşların coşkun sesleriyle uyanırdık.


Yol bizi Hebin’e götürürdü.Muhteşem kalesine, mağaralarına, şanlı Şeyh Muhammed’e…Yüreğimizden dilimize bir Fatiha dökülür, makamına hediye ederdik.Orada kaldıkça kendimizi güvende hissederdik.O güven bize günlerce yeterdi.Kimimiz orada bir gece kalırdı, kimimiz 5 gün kimimiz de 10 gün kalırdı.Hayvanlarımızı mağaraya koyar, önlerine taşlardan hafif set çekerdik.Bizse mağaraların üstündeki  kayalıklarda uyur, sabah güneşini tende hissedince uyanırdık.

Bazen Davra ‘ya, yalçın ve heybetli dağlarına düşerdi  yolumuz.Hayvanların başını kim çevirecek diye (mın tirıd ıl bakar)aramızdaki çekişmenin ardından kurayla bir yolunu bulmamız, annelerimizin evden gönderdiği bulguru ocakta pişirişimiz, kaşık olmayınca verek tırraş dediğimiz ağaç yapraklarıyla yağ katmadığımız yemeğimizi kaşıklayarak afiyetle yiyişimiz…

Zuvéğir vardı çocukluğumuzda, hayvanları otlatmak için sıkça yoluna koyulduğumuz .. Hayvanları unutur ; kuşların ,kertenkelelerin ardına düşerdik onları avlamak için.Hayvanlar otlanırken oyunlar oynayarak iyi vakit geçirirdik.Bıl teşlihe oyununu sıkça oynardık.Susayınca kuyularından su çekerdik salça tenekesinden yaptığımız kovamızla.Kova olmayınca üstümüzdeki elbisemizi kuyuya salar içine çektiği suyu emerek susuzluğumuzu giderirdik.

Akşama doğru hava kararmaya yüz tutunca otlaklardan köye doğru yolun üstünü büyük bir toz bulutu sarardı.Köylüler bu vakit kapı önlerinde sürüdeki hayvanlarını beklerdi.Ağır ağır sürüyle gelen toz bulutları köye doğru yaklaştıkça evde annelerinin yolunu bekleyen kuzuların melemeleri  ortalığı alırdı.Koyunların, yavrularına özlemlerinden olsa gerek eve yaklaştıkça adımları hızlanırdı.Ve o kavuşmaları var ya Yeşilçam filmlerdeki kavuşma sahnelerini aratmazdı.

Köyde eskiden herkesin evinde çift sürmede kullanılan boğa ve öküzler vardı.Otlaktan dönüşte hayvanlarımızı su içirmek için köyümüzün meşhur gölüne götürürdük.Boğalar  karşılaşınca, burası bir anda boğa güreşi arenasına dönerdi.Boğalar arasındaki dövüş her gün tekrar ederdi.Bazen aralarında ezilmemek için canımızı zor kurtarırdık.

Seviyorduk buraları.Buralar doğduğumuz yerdi.Hayat burada zordu ama tabiat ile bütünleşmenin, doğada doğal  yaşamanın tadı bir başkaydı.

Ömrümüzün bu çocukluk yıllarını anlatırken yazdıklarımın sadece bir nostaljik malzeme olarak algılanmasını istemiyorum.Yazılanlar kırsal hayatın zorluklarının, acılarının, ve de sevinçlerinin gerçek hikayesidir.

İsmail Serhan

Yorumlar (0)Add Comment
Yorum yaz
 
  daha küçük | daha büyük
 

busy