| 08 Mart 2009

1960 lı yıllar. Köylüler vatanlarını bırakıp Lübnan’a göc etmeye başladıkları yıllardır. Kinderip’te her aileden en az bir kişi de olsa mutlaka bu umut yolculuğuna düşmüştür. Köyde o zamanlar kuru tarımdan başka bir geçim kaynakları yoktur . Tarımda da istenen verim olmayınca köylüler Beyrut’un yolunu tutarlar. Oraya en çok Kinderipliler gider.
Civar köylerden tek tük gidenler de olmuştur . Memlekette bu aralar işsizlik, sefalet, yoksulluk diz boyudur. Ülkemin ne doğusu ne de batısı yaşanılır halde değildir o aralar. Bu dönemde batıdaki vatandaşlar Alamancı olur, biz ise Beyrutlu. Beyrut o zamanların dünyanın önemli bir ticaret merkezi ve liman kenti ki bu yüzden iş bulmak oldukça kolaydır. Memleketimize kıyasla maddi imkanları daha iyi durumdadır.
Umut yolcuları için bu zamanki gibi Beyrut’a gitmek kolay değildir. Bu umut yolcularının yaşadıkları acılarının, televizyonda görmeye dayanamadığımız Afrikalıların Avrupa’ya kaçak geçiş manzaralarından pek bir farkı yoktur. Değişik zamanlarda yeryüzünün ezilen halkları, kendilerine yüce Yaratıcı tarafından eşit şekilde tanınan yaşama hakkını belli güçlerin kötü insafı ve zalim yönetimi yüzünden dilenerek, sürünerek, bedel ödeyerek elde etmek zorunda bırakıldılar. İşte böyle bir hengamda Beyrut’a kaçak yollardan gitmeyi deneyen köylüler sınırlarda ve geçtikleri yerlerde yakalanmamak için en zor yollardan, mayınlı arazilerden geçerek umutlarına ulaşmaya çalışıyorlardı..Gidip dönmemek de vardı işin içinde. Çünkü oraya gitmek için Suriye sınırını geçmeleri gerekiyordu. Tabi ondan sonra da Beyrut’a. Mayınla döşenmiş bu sınır yollarında insanlar geçmek için para karşılığında bu işte uzmanlaşmış kişiler vasıtasıyla geçiyorlardı.geçiş işleri konusunda Selmo ıhmekko ve Merro adlı şahıslar vardı ki (Allah rahmet eylesin) bunlar tanınmış belli başlı kişilerdi. Bazıları sınırda takılıyordu bazısı da geri döndürülüyordu. Tabi ondan önce de Suriye karakollarında bu işin bedelini ödemek te vardı işin içinde. Gidenlerin ardından bir de aileleri de yetişirdi onlara. Kadınlara yönelik iş olanakları da olduğundan genç, yaşlı, derken kadınlar ve çocuklar da bu yolun yolcusu oluyordu haliyle. Analar sırtında bohçası arkasında çocuklarıyla yaşadıkları çileyi varın siz düşünün. Çile bu yolu aşmakla biter miydi sanırsınız.
Önce kalacak yer bulmak sonra da iş bulmak gerekiyordu. Üç beş aile birleşip bir iki odalık bir ev kiralıyorlardı. Bu zamanda kişi babasının evinde ayrı odalarda bile barınmaya razı değilken orada 3 - 5 ailenin daracık bir evde bir arada yaşamaları gerçekten de zor bir durumdu. Köylüler lokanta işlerinde ve daha çok hamalcılık işlerinde çalışırlardı. Daha rahat ve gelirli bir işte çalışma sahaları yoktu. Çünkü köylüler genellikle vasıfsız işçi durumundaydılar. Belli bir meslekleri yoktu. Hamallık işlerinde çalışanlar en hafifi yüz kilo sayılan yükleri yüklenip sabahtan akşama kadar çarşı pazarlarda para kazanmanın yollarını arıyordu. Hanımlar da ev bütçesine katkıda bulunmak için daha çok zengin ailelerin evlerinde bakıcılık temizlikçi ve hizmetçilik gibi işlerde çalışıyorlardı.
Onların çektikleri çile bunlarla da bitmiyordu. Ellerinde vize pasaport olmadığından onları her an polis yakalayıp sınırdışı edebilirdi.Bu korku onlara yeterdi. Maalesef köylüler o gurbet ellerde birbirlerine destek olacaklarına köyden eskide kalmış siyasi gruplaşma ve çekişmelerden dolayı kaçak oldukları konusunda birbirlerini ispiyonlamaya ve ihbar etmeye kalktılar. Bu da bizim anmaktan hicap ettiğimiz ayıbımız olmuştur.
İsmail Serhan
Not : Yazı Dizisi devam edecek.

| < Önceki | Sonraki > |
|---|










