JA slide show
kinderip

Eskiye olan iştiyakımız her şeyde olduğu gibi oruç ayı olan ramazanlara da yansıyor. Kırsal kesim  dediğimiz köy, mezra, belde gibi birincil ilişkilerin hakim olduğu çevrelerde ramazanlar daha dopdolu, daha canlı yaşanır doğal olarak. Tabi her yörede farklılıklar olduğunu da söylemeliyim. Birinin, ramazan davullarına; birinin, manilerine özlemi olur, kimine göre ramazanlar orta oyunu, kimine iftar sofralarıdır. Bana sorarsanız ramazanın tattırdığı açlığı, susuzluğu dahil her şeyi güzeldir. Başka yerdeki ramazanları bırakalım da biz geçmişimizde güzel köyümüzdeki hoş ramazanları zikredelim.

Ramazanlar yaşlı, genç demeden hepimizde tatlı bir heyecan uyandırırdı. Bizler tahin helvasını, reçeli, zeytini ramazanlardan biliriz. Babalarımız bu sahurlukları bir kaç gün önceden hazırlardı. Ramazanların belki de en güzel tadı camide topluca kıldığımız teravihlerdedir bilirsiniz. Ramazanın getirdiği coşkuyla ilk akşamı yaşlı, genç, çocuk camileri doldururduk.

Öyle ki biz çocuklar kim daha çok teravih rekatı kılacak diye aramızda yarışırdık. Hatta hiç namaz kılmayanlar bile ramazanda ya da en azından ramazanın ilk günlerinde camilerde doluşurdu. Tabi biz çocukların kıldığı namaz, namaz olsa. Biz çocuklar namazda kendimizi tutamayarak topluca kahkaha patlatırdık.  Yan yana aynı safta dizilen bizler gülme kriziyle adeta birbirimizi elektriklerdik. Bu arada büyüklerimiz kızar, bizi camiden kovardı. Yapılan hatim halkalarında kuran okuyan arkadaşlarımızın ayrı bir forsu olurdu. Camiye boynuna astığı yeşil, pırıl pırıl kuranıyla gelir, mukabelenin başlamasını beklerdi.

O zamanların sıcak ve uzun gündüzlerinde biz çocukların orucu öğlene kadardı. Sahura kalkmayı çok arzulardık. Bu yüzden zaten kalkmak için tetikte olan bizler annelerimizin sahur sofrasını hazırlarkenki patırtısıyla uyanır, bir anda kendimizi sofranın başında bulurduk. Öğlene doğru da dayanamayıp orucumuzu bozardık. Bu yüzden de büyüklerimizden hep azar işitirdik. Oruçlarımızı tam gün tuttuğumuz da olurdu. Bu durumlarda vakit geçirmek için akşama doğru futbol maçı yapardık ki bu sefer susuzluktan ağzımız dilimiz kururdu. Hemmed heccé (Batı)’nın bazen cami den bazense kendi evinin damından okuduğu ezanıyla iftar saatini gözlerdik. O zamanlar buzdolabları olmayanlar serin kuyu suyundan iftarlarını açarlardı. Buzdolapları olduğu için komşu ve akrabalarına buz dağıtanlar da oluyordu. Kimisi de ilçeden topladığı buzları talaşın içinde saklayarak köylülere sattığı da oluyordu. Buzlu suyla iftar açmak o günlerde bir hayli lükse kaçıyordu. Ramazanlarımızın akşamları vardı. Cami önü bir hoş olurdu. Orası öyle kalabalık olurdu ki burasını karnaval yeri sanırdınız. Buz gibi limonatalar satılır, orada çekirdek çıtlatılırdı. Gençler, çocuklar grup oyunları oynarlardı.

Ramazanlarımızda kadir geceleri vardı ki unutmak mümkün mü ? Camiler genç, ihtiyar, çoluk çocuk dolup taşardı. Kimi namaz kılar, kimi kuran okur; Kimi vaz dinler,kimi uyuklardı. Bazen o gün dini programlar düzenlenir yarışmalar yapılırdı, ilahiler söylenir dini içerikli skeçler oynanırdı. Herkes bilhassa çocuklar uyku sarhoşluğuyla imsak vaktini beklerdi. Vakti gelince her birimiz eline aldığı tenekesiyle mahalle mahalle dolaşıp hep beraber köylüyü sahura uyandırırdık. Bu, bizim öyle hoşumuza giderdi ki sırf bunun için belki o gece uyanık kalmaya çalışırdık. O gece uyuyanlara, kadir gecesini bozdu anlamında “keser ıl kaddor “ denilirdi.

Köy her haliyle güzel ama ramazanlarıyla, bayramlarıyla bir daha güzeldir. Kiymetini bilmek gerekir.

İsmail Serhan

 

 

Yorumlar (0)Add Comment
Yorum yaz
 
  daha küçük | daha büyük
 

busy